T.C. İçişleri Bakanlığı e-icisleri projesi ilemod projesi Bilgi Edinme İnsan Hakları Başvuru Formu e-mevzuat bilgi sistemi TC Kimlik no sorgulama Resmi Gazete


Giriş

 




 


 


Bulunduğunuz Yer: İlçemiz  >>   İlçeTarihi

 İlçe Tarihçesi
 

 

 Bu içeriği yazdırmak için tıklayın...  Yazı tipini küçültmek için tıklayın.  Yazı tipini büyütmek için tıklayın.

ESKİ KEÇİÖREN

 

Keçiören gecekondularının ilk görünmeye başladığı 1955'li yıllardan önce son derece temiz havası ve ünlü bağlarıyla adeta bir sayfiye (dinlenme) yeri gibiydi. Orta halli ve zengin Ankaralılar temiz havasından dolayı Keçiören'e gelirlerdi. Evler bahçe içindeydi ve bahçelerde her çeşit meyve ağaçları, kümesler, havuzlar ve kuyular bulunurdu. İnsanlar meyvelerini ve sebzelerini yetiştirir, suyunu kuyulardan temin eder, fırınlarda birkaç aile birleşip 10 günlük ekmeğini yapardı.

 

KEÇİÖREN, ZENGİN GAYRİ MÜSLİMLER’İN İKAMET YERİYDİ.


  Keçiören 'in özellikle bağları, üzümü ve nefis armudu ünlüydü. Ankara'nın ticaretini elinde bulunduran Gayri Müslimler de Keçiören'de otururlardı. Ticaretle uğraştıkları için zengindiler ve evleri, bahçeleri temiz ve bakımlıydı. Çok güzel mahalleleri olan Gayri Müslimler daha sonraları Keçiören'den teker teker ayrılmışlar ve evleri de satılmıştı. Hacı kadın deresi temiz ve berraktı. Bu dere Dutluk, Duvardibi, Kuyubaşı, Ahmet Çavuş ve Mecidiye'nin arka tarafından akardı ve 1955 yıllarına kadar da temizdi. Halk, şimdi Dutluk durağına adını vermiş olan ve büyük dut ağaçlarının bulunduğu yere piknik yapmaya giderdi. Ankara'da bulunan yabancı elçilik mensupları da burada yürüyüş yaparlardı. Çubuk Çayı'nda halı ve kilim yıkanır, akıntının çok olmadığı yerlerde yüzülürdü. Milli Mücadele ve Cumhuriyetin ilk yıllarında pek çok ünlü isim Keçiören'de oturmuştur. Keçiören 'den atla Ulus'a giderler ve atlarını Taşhan'a bağlarlardı. Keçiören eskiden beri bir otel-kent görümündedir.

 

 

Ankara’nın Başkenti “Keçiören”

           

 

“KİÇİVİRAN” DAN KEÇİÖREN’E…

 

    Keçiören isminin nerden geldiği ile ilgili çeşitli rivayetler vardır. Hiçbiri kesin olmamakla beraber, bu rivayetlerin sayısının beşe indirgeyebiliriz.

Birinci rivayet; Keçiören ismi söylenip yazıldığı gibi, “Keçi’lerin ören yeri” kelimesinin birleşmesinden oluşur. Ankara Keçisi’nin otlak yeridir ve daha önceleri kullanılan tarihi yerleşim yeri anlamında ören kelimesi ile birleşmiştir.

İkinci rivayet: Tarihçi Heradot, Pers İmparatorluğu’nun M.Ö. 6. yüzyılda Anadolu’nun içlerine kadar uzanan tarihi Kral Yolu’ndan bahseder. Doğudan gelen bu yol Ankara’dan da geçer. Ankara’ya geliş istikameti Pursaklar, Keçiören üzerindedir ve Anakara’da yaşayan halk, doğuya ve kuzeye, Bağlum üzerinden batıya gidilen yer anlamında yöresel ağızla “Geçivermek”, “Gidivermek” fiilinin değişimi ile geçiveren” olarak adlandırmış ve günümüze Keçiören şeklinde ulaşmıştır.

Üçüncü rivayet: Ankara ve Orta Anadolu’nun en güzel keçeleri buralarda dökülürmüş. Keçe dökülen bu yerlere zamanla Keçiören denilmiştir.

Dördüncü rivayet: Bilindiği gibi tarihi Ankara şehrinin etrafı bağlarla, meşhur zümrüt yeşili alanlarla kaplıymış ve Ankaralılar bu bağlarda otuzun üzerinde üzüm yetiştirirlermiş. Ankara’nın en geç olgunlaşan üzüm çeşitleri burada yetiştiği için “Geçveren” bağları dene dene bu günün Keçiören’ine dönüşmüş.

Beşinci rivayet: Ankara Mufassal Tahrir Defteri H. 867/M. 1463 tarihli kayıtlarda Karye-i Kiçiviran Tabi-i Kasaba olarak geçmektedir. Bu kayıtlar rivayetlerden öte belgeli bir kayıttır ve eski Türkçe’de “Kiçi”, “Küçük” zamanla Kiçiviran, Keçiören’e dönüşmüştür

 

BAĞLARDAN İLÇEYE KEÇİÖREN…

 

Keçiören 1950’lere kadar şimdi hatıralarda kalan şeklini korudu ve yoğun bir yapılaşmaya maruz kalmadı. Keçiören ve Etlik Bölgesi Ankara”nın yaşadığı hızlı şehirleşmenin uzun süre dışında kaldı. 1920’lere kadar çekirdek kent halinde kalan Ankara’ya başkent oluşu ile birlikte hızlı bir nüfus akışı başladı. Planlı şehircilik anlayışı uygulanamadı.

1923-1930 döneminde inşaat, ticaret ve hizmet sektöründe ki hızlı gelişme,  İç Anadolu insanını başkente göçe yöneltti. 1927’lere kadar 20-30 bin arasında olan nüfus 74 bini aştı. Plan dışı bırakılan eski şehir alanları, Altındağ Tepeleri, Akköprü Bölgesi ile bataklık alanların varlığı gecekondu yapmak için cazip geliyordu. 1951’lerden sonra Keçiören’de ki bağ evleri, yerini apartmanlara bırakmaya başladı. Zamanla orta gelirli insanların oturduğu semt halini aldı. 1960-1970 yıllarda şantiye görünümünde olan Keçiören, 1980’lerde Bağ evlerinin yerini apartmanların, patika ve keçi yollarının yerini ise caddelerin aldığı bir kente dönüştü.

 

KEÇİÖREN’NİN İLÇE OLUŞU…


  Tarihi 1200-1300 yıllarına dayanan Keçiören, Kalaba (Galebe), Etlik ve Ovacık Köylerinin arazilerinin gelişmesinden sonra 1936 yılında Bucak (Nahiye) oldu. İlk Nahiye Müdürlüğü görevini Osman Bedrettin Yolga ifa etti. Sonrasında Mehmet Derviş Çiyiltepe, Ahmet Feridun Demir, Nafi Muharremgil, Osman Macit Atay, Suphi Günay ve Hakkı Tataroğlu Nahiye Müdürlüğü yaptı.

1953 yılında Altındağ ilçe olduğunda Keçiören ve Bağlum buraya bağlandı. 1966 Ankara Belediyesi sınırlarında bir semt haline getirildi. 30 Kasım 1983 yılında da Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir ilçe haline getirildi.

 

KEÇİÖREN’NİN İKİ MERKEZİ KALABA VE OVACIK

  

Timur’la Yıldırım Bayezit arasında 1402 tarihinde yapılan Ankara Savaşı Çubuk Ovası’nda yapılıp şimdi Solfasol dediğimiz savaşın son faslının olduğu yerde sonuçlanmışsa da, savaşın “Galebe” çalındığı yer Kalaba dediğimiz o zaman ki Galebe Köyü’dür. Yıldırım Bayezit bu köyde esir düşmüş ve Ankara Kalesi’ne hapsedilmiştir.

 

 

 

KALABA, ANKARA’NIN ESKİ MEZARLIK YERİYDİ.

 

   1950-1960’lı yıllarda Ankara büyürken arazi fiyatlarının yüksekliği sebebiyle kooperatif konutları hızla yükselirken, Subayevleri Yapı Kooperatifi olarak kurulup gelişen mahalle artık Kavacık Subayevleri olarak anılır olmuş. Kavacık’ta bu ismi, Meşhur Kavacık Suları’nın Pursaklar’dan borularla getirilip, şimdiki Çamlık olarak bildiğimiz yerde dolum işlemi yapıldığı için almıştır.

Şevkat Mahallesi: Yukarı Tarla ve Şıhın Tarla arzisi çok dikenli olduğundan ve “Maymalak” olarak bilinirdi.

Kamilocak, Bağlarbaşı, Çaldıran: Toklunun Bağları diye anılırken, Yeşilöz  zamanında keklikleri ile ünlü Sarı Burun’du.

Subayevleri Mahallesi: Kalaba köylülerinin mallarının otlatıldığı yer olduğu için Mal Dağı olarak bilinirdi.

Atatürk Botanik Parkı: Hacı Mahmut’un tarlası; parkın üst tarafı DP Milletvekili Nuri Ciritoğlu’nun annesi Hacer Hanım’ın adı ile bilinen, birkaç gecekondudan oluşan Hacer Hanım Mahallesi’ydi.

Hasköy: O zamanın taşlı tarla diye bilinen, “Kaz otardıkları yer” olarak bilindiği için Kazköy diye adlandırılırdı. Daha sonra Atatürk buraya Arnavut göçmen vatandaşlarımızı yerleştirdi. Halen de burada oturmaktalar.

Şenlik, Yakacık, Kuyubaşı: Cevizin Kırı diye cevizleri ile ün yapmış yerlerdi.

Toygar Camii’nin olduğu yer: Garpan Tarla olarak bilinirdi. Zaman zaman hükümet festivaller düzenler, halka yiyecek dağıtırdı. İlk Nevruz’da burada devlet töreni ile kutlandı.

Meşhur şelalenin üstündeki arazi: Kel Bağı, belediye ve diğer lojmanların olduğu yerler köylülerin koyunlarını koyduğu ağıllardı.

Güçlükaya Mahallesi: Zamanının çoraklık bağlarıydı. İçöz Deresi’nde ki kayalıklarda bol miktarda tilki barınırdı. Ankara’nın çöplüğü bir zamanlar at arabasıyla getirilip buraya dökülürdü.

     Cebeci Asri Mezarlığı kurulana kadar Ankara’nın mezarlık yeri, Kalaba’da ki mezbelikti. Kalaba Köyü, o zamanlar göçmen kuşların göç yolu üzerinde olduğu için göç mevsiminde kırlangıç, leylek ve turnalar bölük bölük uçarlardı. Kalaba Köylüleri pekmez yapımında kullandıkları ak toprağı Basınevleri’nde, şimdiki Basınevleri Pazarı’nın kurulduğu yerden çıkarırlardı.


Bu içerik toplam 807 kez gösterildi, Site toplam 58936 kez gösterildi, sayfalarımızı şu an 110 kişi geziyor.


 



Haber ve Duyurular
 



ANKARA ANKARA

T.C.İçişleri Bakanlığı
Keçiören Kaymakamlığı Resmi İnternet Sitesidir.